İçeriğe geç

Adlerian nedir ?

Adlerian Psikoloji: Felsefi Bir İnceleme
Giriş: Kim Olmalıyız?

Düşünsenize bir insan, dünyaya yeni bir gözle bakmak istiyor. Kendini bir yansıma olarak görmeyi, her şeyin yalnızca dışsal bir etkileşim olmadığını anlamayı. Biz kimiz? Kim olmak zorundayız? Toplumda bir yer edinmek, başarı elde etmek ya da sadece var olmak, bu sorular etrafında dönüp duruyor. İnsan doğasının etik, epistemolojik ve ontolojik boyutları her zaman birbirine karışmış bir şekilde, kişisel ve toplumsal sorumluluklarımızı sorgulamamıza neden olmuştur. Yaşamın anlamını araştırırken, insanın başkalarıyla ilişkisi, bireysel değerleri ve toplumdaki yeri üzerine derinlemesine düşünmeye başlarız.

Adlerian psikolojisi, insanların sosyal bağlamdaki yerini, bireysel sorumluluklarını ve topluma olan katkılarını derinlemesine inceleyen bir yaklaşımdır. Peki, Adlerian nedir? Alfred Adler’in geliştirdiği bu teorinin felsefi temellerine ve insan doğasına bakarken, etik, epistemoloji ve ontolojinin nasıl iç içe geçtiğini sorgulamak gerekir.
Adlerian Psikolojisinin Tanımı ve Temel İlkeleri

Adlerian psikolojisi, bireylerin toplumsal bağlamda nasıl geliştiğini, sosyal ilişkilerin nasıl bir kimlik inşasında etkili olduğunu ele alır. Bu yaklaşım, insanın yalnızca bireysel içsel çatışmalarını değil, aynı zamanda toplumla olan ilişkilerini de inceleyerek insan davranışlarını açıklamaya çalışır. Adler, her bireyin topluma katkı sağlamaya yönelik bir “toplumsal duygusu” olduğunu savunur. Birey, yalnızca kendi çıkarlarını gözetmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal iyiliğe de katkıda bulunmalıdır.
Etik Perspektiften Adlerian Psikolojisi

Adlerian psikolojisinin etik yönü, bireysel sorumluluğun önemini vurgular. Etik, bireyin eylemlerinin başkaları üzerindeki etkisini dikkate alır ve toplumsal sorumluluğa dair bir anlayış oluşturur. Adler, insanın toplumsal bağlamda değerini sadece bireysel başarıları ile değil, aynı zamanda başkalarına sunduğu katkılarla ölçer. Bu, etik bir yükümlülük anlayışını doğurur. Başka bir deyişle, etik ikilem sadece bireysel çıkarlar ve toplum arasındaki dengeyi kurma meselesi değildir. Birey, toplumu daha iyi bir yer yapmak adına sorumluluk taşır.

Burada, modern etik teorilerinden olan kantçı etik ve faydacılık arasındaki farkı göz önünde bulundurmak ilginç olabilir. Kant’a göre, bir eylemin etikliği, sonuçlarından bağımsız olarak doğru bir eylem olmasıyla ölçülür. Ancak Adler’in bakış açısında, bir bireyin etik sorumluluğu, yalnızca kendi iç değerleriyle değil, toplumsal bağlamdaki yerini de anlamasıyla ilgilidir. Bu da insanın özgürlüğü ile toplum arasındaki dinamik bir dengeyi gerektirir.
Epistemolojik Perspektiften Adlerian Psikolojisi

Epistemoloji, bilginin doğası ve sınırlarını inceleyen felsefe dalıdır. Adlerian psikolojisi, bireyin çevresiyle olan etkileşimlerinden elde ettiği bilgilere dayanır. Burada, bilgi yalnızca mantıklı düşüncenin bir ürünü olarak değil, aynı zamanda kişisel deneyimlerin, toplumsal bağlantıların ve başkalarının algılarının birleşimi olarak görülür. Adler, bireyin içsel dünyası ile toplumsal çevresinin birleşiminden türetilen bir bilgi anlayışına sahiptir.

Buna karşılık, empirizm ve rasyonalizm arasındaki tartışma, bilginin kaynağını sorgular. Empiristlere göre bilgi deneyimle gelirken, rasyonalistler bilgiye doğuştan sahip olabileceğimizi savunur. Adlerian psikolojisi bu soruyu tek başına çözmek yerine, insanın öğrenme sürecini ve çevresel etkileri birleştirerek daha dinamik bir epistemolojik çerçeve sunar. Yani, bilginin doğası, sadece bireysel bir içsel süreçten değil, sosyal bir çevreyle etkileşimden de doğar.
Ontolojik Perspektiften Adlerian Psikolojisi

Ontoloji, varlık ve gerçekliğin doğasını araştırır. Adlerian psikolojisinin ontolojik boyutu, bireyin kimlik ve özgürlük arayışına dayanır. Adler, her insanın “toplumla uyumlu bir şekilde” var olma çabasını ontolojik bir zorunluluk olarak görür. İnsanın varlığı, yalnızca bireysel istekleriyle değil, aynı zamanda toplumsal aidiyetle şekillenir.

İnsan varlığının yalnızca biyolojik bir düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal bir varlık olarak anlaşılması, ontolojiyi insanın kimlik inşa sürecine dahil eder. Bu bakış açısı, Heidegger’in “varlık” anlayışıyla paralellikler gösterir. Heidegger’e göre, insan yalnızca kendini anlamakla kalmaz, aynı zamanda başkalarının gözünden de şekillenir. Adlerian psikolojisi, bireyin kendini gerçekleştirme sürecinin yalnızca içsel bir serüven değil, aynı zamanda toplumsal bir varoluş meselesi olduğunu vurgular.
Adlerian Teorisinin Güncel Tartışmalar ve Eleştiriler

Adlerian psikolojisi, felsefi açıdan derinlikli ve kapsamlı bir yaklaşım sunar. Ancak günümüz psikolojisi ve felsefesi içinde eleştirilen bazı noktalar da vardır. Özellikle, Adler’in toplumsal duygu anlayışının bireysel kimlik üzerindeki baskısı, modern bireyselcilik anlayışlarıyla çatışabilir. Bireyin topluma katkı sağlama yükümlülüğü, bazı teorisyenler tarafından fazla baskıcı ve kısıtlayıcı olarak görülmektedir.

Örneğin, postmodern düşünürler, Adler’in sosyal sorumluluk vurgusunun bireysel özgürlük ve kimlik anlayışıyla çelişebileceğini savunurlar. Postmodernistlere göre, her birey kendine özgü bir kimlik inşa eder ve bu kimlik, toplumsal baskılardan bağımsız olmalıdır. Bu görüş, Adler’in toplumsal aidiyet anlayışına eleştiri getirir.
Sonuç: Kim Olduğumuzu ve Kim Olmamız Gerektiğini Sorgulamak

Adlerian psikolojisinin temel öğretileri, insanın toplumsal bağlamda varlık gösterdiği bir dünyada nasıl bir kimlik inşa ettiğini sorgular. Etik, epistemolojik ve ontolojik açılardan, insanın başkalarına olan sorumluluğu, bilginin doğası ve varlık anlayışı, insanın kim olduğunu ve olacağına dair derin sorular sorar. Bugün modern dünyada, insanın toplumsal sorumlulukları ile bireysel özgürlüğü arasındaki dengeyi nasıl kurmalıyız? Bu soruya verebileceğimiz tek bir doğru yanıt yoktur. Ancak, insanın kendini ve dünyayı anlamaya devam ettikçe, bu soruların farklı ve yeni yanıtları ortaya çıkacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
tulipbet güncel