Bugünkü makalemizde “İlk hicret Habeşistan mı oldu” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.
Hicretin İlk Adımı: Habeşistan
Kayseri’nin serin bir sabahında uyandım. Penceremin önünden hafif bir esinti geçiyordu, sanki geçmişten bir fısıltı getiriyordu. Günlüklerimi karıştırırken, aklıma o tarihî yolculuk geldi: İlk hicretin Habeşistan’a olduğunu öğrendiğim an. Kalbimde hem bir merak hem de tarifsiz bir hüzün belirdi. Hicret, sadece bir yolculuk değildi; sevdiklerinden, bildiklerinden ayrılmanın acısı, bilinmeyene doğru atılan ilk adımın heyecanıydı.
O İlk Karar
O günlerde, ben de tıpkı o gençler gibi kafamda sorularla dolaşıyordum. Kendimi çaresiz hissediyor, bir yandan da umut dolu bir gelecek arıyordum. Habeşistan’ı düşündükçe içim bir tuhaf oluyordu. Orası, uzak bir diyar, farklı bir kültür, belki de güvenli bir liman demekti. Ama gözümde canlanan tek şey, geride bırakacağım her şeyin yüküydü. Ailem, arkadaşlarım, Mahallem… Hepsi geride kalacaktı.
İçimde bir heyecan vardı, ama yanında hafif bir korku da. Hicret etmek, bilmediğin bir yola doğru yürümekti ve ben o yolu, o gençlerin adımlarında hissetmek istiyordum. Hadi, dedim kendi kendime, insan bazen sadece bir adım atmakla başlar.
Habeşistan’a Doğru
Bir hikâye anlatmak istiyorum; gözlerimi kapattığımda, uzak bir çölün ortasında bir grup insan yürüyordu. Her biri birer umut taşıyordu. İçlerinde bir genç vardı, tıpkı benim gibi, kafasında sorular, yüreğinde fırtınalar. Yanındaki arkadaşına dönüp, “Ya başaramazsak?” diye soruyordu. Arkadaşı gülümsedi ve “Bir adım atmazsak hiç başlamamış oluruz” dedi.
İşte o an anladım: İlk hicret Habeşistan’a olmuştu ve bu sadece coğrafi bir yolculuk değildi; ruhun, kalbin, inancın ve umutların bir sınavıydı. İnsan, kendisini güvenli limanlardan çekip bilinmeyene doğru attığında hem kırılır hem de büyürdü.
Hayal Kırıklıkları ve Umut
Hicretin hikâyesini okudukça, içimde tuhaf bir çelişki belirdi. Bir yandan hayal kırıklığına uğruyordum; nasıl olur da insanlar kendi topraklarından, sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalmıştı? Diğer yandan, umut vardı; bir diyar, belki daha adil, daha güvenli bir yaşam mümkün olabilirdi. Habeşistan’a doğru yola çıkanların cesareti, benim de içimde bir kıvılcım yaktı.
Ben de günlüklerimde yazıyordum: “Belki de bir gün biz de kendi hayatımızda hicret etmeliyiz. Bilmediğimiz bir yere, ama güven ve umutla.” Bu yazdıklarımı okudukça, kalbim hem acıyı hem de heyecanı aynı anda hissediyordu.
İçsel Yolculuk
Habeşistan’a yapılan ilk hicret, sadece bir fiziksel yolculuk değildi. Aynı zamanda insanın kendi korkularıyla yüzleştiği, hayal kırıklıklarını kabullenip yeniden umut bulduğu bir yolculuktu. Ben Kayseri’de otururken bunu hissedebiliyordum; tıpkı o gençler gibi, ben de kendimden parçalar bırakıyor ve bir parçamı bilinmeyene doğru gönderiyordum.
Bir sahne daha var aklımda: Gençler gemilere binmek üzereyken, gözlerindeki kararlılığı görüyorum. Yorgun, belki de açlar, ama bir inançla dolu. İçim titriyor, sanki ben de oradaymışım gibi. Bu yüzden Habeşistan’a ilk hicret, benim için yalnızca tarihî bir olay değil, bir duygusal deneyim hâline geliyor.
Kalbin Sesi
O anlarda hissettiklerimi kelimelere dökmek zor. Korku, hüzün, heyecan, umut… Hepsi birbirine karışıyor. Ama en önemlisi, insanın kendi iç sesini duyma hâli. İlk hicret, bize gösteriyor ki; bazen gitmek, bazen geride bırakmak, bazen de yalnızca adım atmak gerekir.
Ben Kayseri sokaklarında yürürken, o gençlerin cesaretini düşünüyorum. Günlüklerime yazıyorum: “İçimde bir şey kırıldı ve bir şey yeniden doğdu. Hicret, sadece bedenle değil, ruhla da yapılan bir yolculuk.”
Son Düşünceler
İlk hicret Habeşistan’a olmuştu ve bu, insanlık tarihi için bir dönüm noktasıydı. Ama benim için, kalbimde yankılanan bir hikâyeydi. İnsan, kendini bilmediği bir yolculuğa attığında, hem kırılır hem de büyür. Hicret, bir yandan acı, bir yandan umut demektir.
O günlerden bugüne, ben de kendi hayatımda küçük hicretler yapıyorum; bazen bir karar, bazen bir adım, bazen de içimde bir cesaret kıvılcımı. Habeşistan’a yapılan ilk hicret, bana öğretti ki, insanın kalbi her zaman yeni bir başlangıç için hazırdır.
Kalbimdeki bu duygularla, günlüklerime bir kez daha yazıyorum: Hayat, bazen uzak diyarlara yapılan yolculuklarla değil, içimizde attığımız adımlarla şekillenir. Ve ilk hicretin Habeşistan’a olması, bana cesaretin, umudun ve inancın ne demek olduğunu hatırlatıyor.